Eski zamanlardan bu yana halklar çeşitli güç mekanizmalarıyla

Yönetim tarafından,

 Törpülenmiş, bastırılmış,… yönlendirilmiştir

Tarihte bunun bir çok örneği ile karşılaşabilirsiniz.

-Ama doğru, ama yanlış bu tartışılabilir bir konu hangi isyan olursa olsun

Bugün bir çok ülkede halk kitlelerinde yaşadığı sorunlara rağmen

Kitlesel bir itirazın gelişmemesi/gelişememesi

 “Pasifleştirme” politikalarının ne denli etkili olduğunun da göstergesidir.

***

Bu yazıda halkın nasıl pasifleştirildiğini ve bu unsurun

 “Etkiye tepki” doğasıyla nasıl çeliştiğini ve

Ekrem İmamoğlu protestolarını da ele alarak

Bu protestoların  tek başına bir kişinin performansını değil,

Halkın pasifleştirildiği bir sistemde öfkenin nasıl saptırıldığını,

 Sadece protestoların kendisini değil,

 Protestoyu mümkün kılan koşulları da tartışalım.

***

Öncelikle halkın pasifleştirilme mekanizmalarına şöyle bir bakmak gerekirse,

Başta medyanın olduğunu görürüz,

Geleneksel ve dijital medya araçları,

Kamuoyunun dikkatini belirli alanlara yönlendirirken,

Asıl meseleleri perdelemekte güçlü araçlardır.

Gerçek gündemlerin yerine

Magazin, sansasyonel haberler ve ya yapay kutuplaşmalar

Konularak bireylerin kolektif bilinci bulandırılır.

Bu, hem algıyı hem de tepkiyi yönetmenin en etkili yollarından sadece biridir.

İkincil olarak halkı ekonomik bağımlılığa sürükleme ve borçlandırma

İnsanlar geçim derdine düştüğünde, hak arayışı ikinci plana itilir.

Kredi kartları, bireysel borçlar, güvencesiz çalışma koşulları v.b. ekonomik yapılar

Bireyleri sürekli kaygılı ve meşgul hâlde tutar.

Böylece bireyin tepki gösterecek enerjisi ve zamanı kalmaz.

Üçüncü olarak karşımıza çıkan bir diğer unsur ise,

Korku kültürü ve güvensizlik ortamı’dır.

Protestoların bastırılması, ifade özgürlüğüne yönelik tehditler ve

Tarihten bu yana cezalandırılan muhalif örnekler,

Bireylerde “başına iş gelir” korkusunu yaygınlaştırır.

Güvensizlik ortamı, bireyi yalnızlaştırır ve

Kitlesel hareketlerin oluşmasını engeller.

Sistemin kendisi, öfkeyi kendi içinde soğurabilecek alternatifler sunar.

Eğlence programları, sanal ortamda yapılan tepkiler,

Seçim dönemlerinde “değişim” vaat eden ama statükoyu koruyan aktörler,

Halkın tepkisini sembolik ve zararsız alanlara yönlendirir.

Bir nevi toplumu deşarj eder!

***

Şimdi tüm bunların aksine fizikten hepimizin bildiği bir

Etkiye/tepki meselesine geçecek olursak,

Başka ifade ile bastırılan duygunun geri dönüşü

Bilakis toplumlarda her etki, bir tepki doğurur.

Ancak bu tepki, doğrudan ve zamanında verilmezse,

 İçten içe birikir ve kontrol edilemez bir patlamaya dönüşür.

İlk olarak halk tepki göstermeyi bırakır, katılımı keser

Seçimlere katılım düşer…

-Ki en son seçimlerde katılım oranının düştüğü gibi

Örgütlü yapılar zayıflar, gündeme ilgisizlik başlar

Bu sistem geçici bir rahatlama ama

Uzun vadede meşrutiyet krizine yol açar.

Zamanla bir kıvılcım yılların bastırılmış öfkesini tetikler

Başka deyişle küçük bir olay, kitlesel öfkenin kapılarını açar

Bu tür patlamalar genel itibariyle plansız, lidersiz, kısa süre içerisinde gerçekleşir

Çünkü öncesinde bilinçli bir sistemsel örgütlülük yoktur.

Tepkinin nasıl şekilleneceği, toplumun kolektif hafızasına ve

Örgütlenme kapasitesine bağlıdır.

Eğer halk, bu öfkeyi dönüştürebileceği bir yapı bulamazsa,

Sonuç ya radikal eğilimlere ya da

Topyekûn apatiye (duyarsızlık,kayıtsızlık)  sürüklenir.

Bu nedenle;

Pasifleştirme politikaları, kısa vadede etkili görünse de

Uzun vadede toplumun damarlarında biriken

Huzursuzluğu yine dindiremez.

İnsan doğası, adaletsizlik karşısında tepki verme eğilimindedir.

Bu yüzden önemli olan

 Tepkilerin sağlıklı ve dönüşüm yaratacak kanallarla buluşmasını sağlamaktır.

Çözüm, halkı suçlamakta değil;

Halkın kendi öznesi olabileceği yeni yapılar ve

 Alanlar yaratmakta gizlidir aslında

Bu hem demokratik bir görev hem de toplumsal barışın anahtarıdır.

***

Şimdi kısa ve öz biçimde olaya

Medyanın bize bahşettiği “İmamoğlu protestoları” ismiyle anılan

Protestolara bakacak olursak;

Organize olduğu görülen protestoların bir kısmı,

Tabandan gelen tepkilerden çok,

 Yukarıdan aşağıya organize edilmiş gibi

Bu durum halkın öfkesinin yalnızca doğal bir dışavurumu,

Siyasi mühendisliğin bir sonucu olabileceğini gösteriyor.

Burada halk, kendi tepkisini dahi başkasının kalıbına dökmeye zorlanıyor.

Peki halkın pasifleştirilme sürecinden itibaren olaya bakarsak;

Neden bu zamana kadar sessiz kalındı da neden şimdi konuşuluyor?

Ekrem İmamoğlu’na yönelik protestolar,

Türkiye'de son yıllarda halkın siyasal duyarlılığı,

Örgütlenme kapasitesi ve sistemle olan ilişkisi üzerine

 Düşünmeyi zorunlu kılan  bir olaylardır.

Ekrem İmamoğlu  sadece bir belediye başkanı değil,

Aynı zamanda farklı kesimler için “umut” veya “tehdit” sembolü haline geldi.

Onu destekleyenler için demokratik dönüşümün kapısı,

Karşıtları içinse statükonun bozulması anlamına geliyor.

Bu nedenle ona yönelik her protesto, çok katmanlı bir anlam taşıyor diyebiliriz.

Her protesto sadece bir kişiye veya karara karşı yönelmiş değildir;

Aynı zamanda bastırılmış tepkilerin,

Biriken duyguların ve temsil krizlerinin dışavurumudur da

Protestoların ortaya çıktığı bu dönemlerde artan

Ekonomik kriz, işsizlik ve hayat pahalılığı gibi

Çok daha geniş çaplı sorunlar var

Ancak halkın bu sorunlara doğrudan tepki vermesi engellendi.

Bunun yerine dikkat "İmamoğlu" gibi figürlere yönlendirildi.

Sistem, halkı gerçek gündemden uzaklaştırıp

Sembolik düşmanlar üretmeye yönlendirdi.

Toplum bir süre tepkisiz kalabilir;

Ancak bu tepkisizlik bir uyuşma değil, biriktirme hâlidir.

İmamoğlu'na karşı çıkan da onu savunan da aslında

Bir noktada sistemle sorun yaşıyor.

Asıl mesele, bu iki tepkinin aynı zeminde ortaklaşamaması.

Protestolar, sadece bir politikaya değil,

Temsile duyulan güvensizliğin göstergesi…

İmamoğlu’na yönelik protestolar,

Tek başına bir kişinin performansını değil,

Halkın pasifleştirildiği bir sistemde öfkenin nasıl saptırıldığını da gösteriyor.

Bu nedenle sadece protestoların kendisini değil,

O protestoyu mümkün kılan koşulları tartışmak zorundayız.

Gerçek değişim, halkın tekrar kendi sözünü söyleyebileceği,

Sadece reaksiyon değil aynı zamanda aksiyon gösterebileceği

 Alanlar yaratıldığında mümkün olacaktır.

 Yoksa bastırılan her tepki, ya bir başkasının ajandasına hizmet eder

 Ya da kaotik bir şekilde patlak verir.

***

Velhasıl protestocuların genç kitleler olduğu aşikar

Ekonomi, eğitim, sağlık .. v.b politikaların ülkemizde nasıl eksikleri olduğu da

Her kesim tarafından iyi kötü bilinmekte zaten

Yani lafın işin kısası bu protestolar,

Geleceksiz bırakılmış diplomalı gençlerin

Bilakis hakkını aramakta pasifize edilmiş büyüklerin 

"Beni De Duy" demesinin bir başka dışa vurumu olsa gerek(!)